erg
misafir ruyalar hatirlamiiyorum konustum uyudum

senede bir ruya yazan gamze

17 Mayıs 2019

cok fazla ruya goruyorum aslinda, ozellikle de bu aralar, son birkac aydir, istanbulda. hic yazmiyorum. ama dunkuleri yazmak isterim. mayis 2019.

kadikoyde, babanemlerin eski evindeyim. evin plani aklimda dogru, tastamam. bitmeyen bir kuvvet ve inatla, koridora, tuvalete, arka odanin giris duvarlarina; her yere yapilan cisleri temizliyorum. cisin izleri var. beyaz duvarlarda, tavana yakin, boyuna boyle, cizgi cizgi, taslak gibi. yani cis oldugunu bilmesen sanat sanirsin. elimde hortum var. evet evin icine hortum tutuyorum. duvarlara hortum tutuyorum. bir yandan da yok canim kurur nasilsa diye dusunuyorum. evi sel goturdu sayende, ama kurur, peki gamze.

sonraki ya da onceki ruya ise daha detayli zihnimde. hamama gittim, giris cok farkliydi. kocaman bir avluda, sag tarafta bir banko var. otel gibi dusun, once kayit yaptiriyorsun. sonra seni alip, sectigin bolume kadar eslik ederek goturuyorlar. alternatifler var. kocaman bir yer, hatta bir yerleske. hamam yerleskesi herhalde. ben daha once gitmedigim bir tane istedim, mudavim miyim neyim. gun ve saat itibariyla bircok bolum dolu. sanki gobek tasi etrafindaki klasik kurnalar, kocamanlasip, teker teker baslarina buyruk bolumler olmuslar. gittigimizin yolu ama nasil da cok uzun geldi. yer altlarina indik, tas duvarlar, tas bentler gectik. kocaman bir havuzun ortaladigi, genisce bir odaya girdik. ya dedim dur. burayi ben sevmedim. basik da ustelik. ayrica ne kadar da uzaga geldik. ama secince secmis oluyormussun, geri donus yok. buharlarin icinde, havuz kenarinda birkac kadin gordum. hamamda havuz var evet. gobek tasina muadil havuz. kadinlarin yuzleri bir garipti, irkildim. neyse dedim en azindan cok kalabalik degil, havuzun bir kosesinde kendime yer de bulurum, sicak sicak. eslikcim beni birakip gitti. soyunma odasina girdim. kendime uygun bosluk ariyordum ki, uyandim. ama yahu nasil cok buhar vardi. uyurken bogulmusum resmen.

14 ekim gecesi.

15 Ekim 2018

agacli bir caddeye cikan ferah bir sokakta, sol koldan yuruyorum, bir tanidigin evine dogru yanilmiyorsam; sabah erken bir saat, hafif serin. yolda grimsi mavimsi kopuk parmaklar gordum, birkac tane. saka filan zannettim, yurudum, baska birkac tane daha var. allahallah. yuruyorum, henuz varamadim, karsi tarafta birkac dukkanin oldugu, oldukca buyuklerinden birinin de kuafor oldugu bir is blogu var sanki, normal bir apartmanin birinci ve giris katlari boyle; topluca. orda hafif kot 1 gibi olan bolgede, boyle boylu boyunca uzanmis iki tane ceset var tovbe. insan gibi tam degiller, yesilimsiler, ama insanlar. gocmen ya da kacak vesaire olduklarina dair bir imge olustu kafamda, ayrica bu olay neden kimseye garip gelmiyor ve neden etrafta hic kimse yok. anlayamiyorum, polisi ariyorum, beklemeye basliyorum. ceset bolgesinde beklemeyle karisik kucuk kucuk yukari asagi yuruyorum. kuaforler geldi, calisanlar, insanlar, kalabaliklastik. hala polis yok. sonra bir araba yanasti, vu cok luks diye dusundugumu, sonra markasini hatirlamaya calistigimi ve infinityde karar kildigimi net hatirliyorum. (infiniti diye bir araba markasi oldugunu uyanip google yardimiyla ogrendim yalniz, evet.) icinden bir adam indi ve polisi kimin aradigini sordu, cesetleri aldi, baska adamlar da geliverdiler, bir karisiklik, bir seyler. endiselendim, ama agacli caddeden iceri giren polis arabasini gorunce hafifledim. koseye dogru kalan kafemsi kahvehanemsi yere gecip oturdum, polis yanima geldi, anlattim anlattim. suphem tabii ki infinityden yana. sonuc ne oldu ama, bilmiyorum.

13 ekim gecesi.

15 Ekim 2018

damlardan atlayip, terk edilmis apartmanlarda kosup, dag koselerinde dusmekle cebellesiyorum; sonunda cift tarafi huzurlu deniz olan uzun bir beyaz toprak patikamsi yolda ufak motorsikletimle duruyorum. gidon civarinda buyukce bir sogutma kutusu vari bir sey var, piknik cantasi gibi sert. icinde, suyun icinde sevgilim var, kendisi baligimsi bir sey. onu biraz birakip bir seyler yapmaya gitmem gerekiyor, ama ustunde kamera var sanirim, kendi gozumden her nasilsa onun gorduklerini goruyorum. birkac kisi gelip sevdi, birisi konustu, bir seyler. arkamdan takip eden kotu adamlar falan var herhalde ki, endiselendim deli gibi, ustu neden acik ki sevgilimin, ya bu iletisim kuranlardan biri kapip denize falan atarsa, ya ciiilk diye sikip oldururse falan. ay cok kotuydu, hemen geri dondum.

olmayan siteye ruya yazimi ✌

08 Mayıs 2018

gece oralardan buralara gidisim, en son hic gitmedigim gormedigim tanimadigim dovmeciyle beraber, her nasilsa denizin uzerine kurulmus tren yolundan, kafamizi camlardan cikararak ve su damlalarinin devamli sicramasiyla, boyle bir takim estetik goruntulerle, hafif heyelan, toprak kokusu, bolca su ve raylar gozukuyor mu ki yahu dur dur dur konusmalari ve korkuyla peronda oturmamizla sonlandigi icin; bari yazayim dedim. sonra baktim site yok. meger saklanmis. aplikasyondan yayimlaya basinca ne olacak merak ediyorum, yarim yamalak ruya anlatimim bu yuzden. sevgiler.

“ruyani tumblrdan kopyala ve tarihini ayarla gamze”

02 Aralık 2017

dun gece ruyamda ananemi ve dedemi gordum. basini tam hatirlamadigim ruyamda, atalaylayim. bir yerden ciktik, yemekteydik ve kalabalikti sanki, sonra cinarciga gidiverdik. bir sey soylemeden evin onunde duruyorum. ananem eskisi gibi balkonun yokusa bakan kismindan disariyi izliyor, demire dayanmis, demirler kirmizi. atalay hayirdir neden durduk gibi bana donmusken, o benim anneannem diyorum. dusunceleri pek yerinde degil gibi. bana bakti, sonra tanidi. gamze dedi, elimi yukari uzattim, o kadar uzaklik sanki kisacik bir mesafe oldu, elimi tutup, sikti, gozleri parladi, o anda dusunceleri yerinde, mutlu ve heyecanliydi. gulumsedik. demir kapiyi acip bir adim attim. merdivenlere gidip kisa sure bile olsa yukari cikayim, ben de balkondan bakayim. bahcenin ucunda, merdivenlerin basinda, dedemi gordum sonra. yaninda olay vardi, koluna girmis. dedemin saclari cok uzundu. dedemin saclari hic o kadar uzun olmadi. zayif ama dinc gozukuyordu. kat kat giyinmemisti, dedem genelde hep kat kat giyinirdi. yaklasip, kocaman sarildim. uzun sure birakmadigimi iyi hatirliyorum, sirtina dokundum, beni kocaman sardi. dedem omzumuza bir dokunsa, masaj yapsa ya da siksa, acisindan birak birak derdik hemen, ben bir daha hic o kadar az eforla o kadar guclu baski yapabilen el gormedim. bir sey konustuk mu emin degilim, ama his cok guzel aklimda. sonra uyandim. telefon caldi, ya da saat. sarilirken uyanmadigim icin cok mutlu oldugumu hatirliyorum, ama ruyami unutmamak icin gozumu acmadim. kisa sure bilincim acildi sadece, saat sekiz gibiydi. sonra yine dalmisim. cok guzel ruyaydi. cok mesudum.

bereketli gece

15 Ekim 2015

cok fazla ruya gordum. sanirim dort tane. sondan basliyorum.

kosarak yetistigim vapurun, kadikoye gidip gitmediginden emin degilim. disarda, elinde kitap olan bir kadinin yanina oturuyorum. geminin arkasinda kucucuk bir boslukta, oldukca ayakaltindayiz. insanlar biletci gibi birine para odemeye basladiklarinda, diger yandaki adam bana egilip “tek olunca soyle cift olunca boyleymis, aslinda tek diyince fazla odeniyormus, sunu sunu yapmak lazim” diye buraya ozel bilet alma esprisini anlatiyor. kafami sallayip, henuz kalkmamis gemiden asagi egilip oradaki adama, “bu kadikoy mu kadikoy mu bu” diye sormaya calisiyorum. adam bana cevap vermedi, ve onde bekleyen geminin benimki oldugundan emin oldum. derken kalktik, nereye gittigimi bilmiyorum. yanimdaki kitap okuyan kadin, benim arabam var yakinlardaysaniz sizi birakabilirim diye teklifte bulunuyor, “nerede oturuyorsunuz”. caddebostan dedim, kadin tepki vermedi. hm dedi. uskudar mi ki bu nedir dedim, kirik bir turkceyle uskudar dedi. daha cok uzgudarh dedi. kadinin yabanci olduguna karar verdim ve bana uzattigi kitaba goz gezdirmeye basladim. kunyede yabanci isimler vardi, kafami sola cevirdim, kadinin kafasini gomdugu kitabin kapaginda kendi resmi varmis zaten. almana benzer sarisin. turkle mi evlenmis – insan neden seyahatte kendi kitabini okur – simdi bu beni eve birakacak mi – neyse olmadi dolmus vardir uskudardan gibi dusunceler arasinda; uyandim.

eve geldikten sonra, dedem uykuya gidiyor. biz yeniden cikmaya karar veriyoruz. elimizde fosforlu bir takim pankart kart gibi seyler var, kocamanlar ve yanilmiyorsam cadilar bayrami temalilar. garip, evet. neyse son anda babam da bize katiliyor, arabalara dolustuk, etraf karanlik. gitmeye calistigimiz yer neresi emin degilim, ama cinarciktayiz. gerci yollar cok genis, yokuslar var; belki de yalovadayiz. tanimadigim yerler, sokaklardi. her nedense varmaya calistigimiz yere varamadik, arada bazi detaylar bende kayip. kendi arabamin icinde ve ben kullanirken, nedense sag koltukta oldugum o enfes netlikte hatirladigim anda, yanimda melis var. bir bozukluk oluyor ve ben arabanin kontrolunu kaybediyorum. geriye dogru ve yokus asagi gitmeye basliyoruz, fren filan da tutmuyor ne yapacagimi sasirdim. hizli olmamiz da cabasi. geri geri gitmeye hic aliskin degilim, elimi de yana hic atmam. aynadan yolumu tayin etmeye calisirken, beyaz bembeyaz bir kedi yolun ortasindaydi. zar zor gectim sandim, bir derin miyavlama geldi, kedi yolun sagina kacti, ben bir sekilde arabayi durdurup kostum. her nedense o saatte acik ve ici kalabalik, hafif dost kahvemsi bir veterinere girdik. kedi masalarin altinda benden kaciyor, ben sahibi kim diye bakiniyorum; ancak kafamda “kizim bu kizim – evden mi kacmis – ne ara oldu – ne yapmam lazim – tutup eve gotureyim” var. kizi tuttuk sonunda, sag arka ayagi bir garip ama kendisi iyi. oradakilerden bir kadin bunun kendi kedisi oldugunu ama neyse ki kazayi ucuz atlattigimizi endiselenmememi ve beni affettigi filan soyledi. yuzune filan baktim ama kedinin kizim olduguna karar verdim. kediyi alip, ciktik.

sonra ben eve geldim. emin degilim, bu baska bir ruya da olabilir cunku sanki teki kayip, hatirlamiyorum. odama giriyorum ama nedense ortada bir otel odasi havasi var. televizyonu acik birakmisim, isiklari kapali. neyse kapiyi kitledim, yorgunum, televizyonun tam karsisina yatagin ayak ucuna, yere oturdum. televizyonda bir sevisme sahnesi var. karakterler kerem bursin ve zeynep. cok yakin plandi, sadece yuzleri gozukuyordu. kerem avurtlarini icine icine cekmis, boyle yanaklari icerlek; zeynep de dudaklarini buzusturmus ve kirmizimsi visnemsi bir ruj var sanki dudaklarinda. hic sasirmadim, artik dizi mi gizli seks kasedi mi anlamadim. ama izledim, sonra yattim.

gunler once

21 Eylül 2015

ruyamda gizemi gordum. cizer. detaylar da cok silik, ama ilovegizem. canim.

canla selin

25 Nisan 2015

yesil kartla cok yakinda amerikaya tasinacak tanidiklarim var. ruyamda onlari gordum. ben annem babam ve teyzemler, her nedense havaalaninda beklesiyoruz. ki alisilmadik, fazla luks ve fazla bos; garip bir havaalaniydi. tesadufen canlari goruyorum. tam da o gun ucacaklarmis. fakat kedilerinden birini evde unutmuslar. tek bir kucuk tasima kutusunda tek bir tekir oradan bana bakiyordu. sarisin bir sey. yahu diyorum, can, kedi nasil unutulur. annelerinde mi ne kaliyorlarmis tam tasinmaya birkac kala diye, esyalarini da onlar hazirlamis. o arada kediyi atlamislar. yahu. olacak is degil. sonra hep beraber bekleme odamizdan cikip, ucak kapilarimiza yoneldik. ama guzel sohbetti. ustelik selin beni biraz da olsa seviyordu galiba. ruyalar bunlar icin.

(binsenesonra, dun gece)

20 Şubat 2015

efesteki evime geri tasiniyorum ancak tasindiktan sonra algiliyorum ve orada olmak istemiyorum. ayrica cok kucuk, ayrica eski evim guzel ve aydinlikti, kim ikna etti beni bu ise, kim duzenledi her seyimi, hayir hayir ben yeniden tasinmak istiyorum. allahim insallah kimse evimi tutmamistir.

urladaki ada uzerindeki hastaneye benzeyen bir gidis yolundan vardigimiz yer, bir site. eski ama kaliteli bir yer. ya da onceden oyleymis ve havasi kalmis. bir terk edilmislik, curumusluk durumu da hissediliyor zira. icinde avam turk dizilerindeki karakterler gibi topluca oturdugumuz salon, belki ucyuz metrekare. on cephe full cam, yesillige bakiyor. zemin kattayiz, ev gibi bir hissiyat var ama apartman aslinda. garip karmasik durumlar.

cok karanlik

22 Şubat 2014

onlarca ruya gordum yine dun gece. hikayeler, hikayeler. en korkuncunda ise dislerim dokuluyordu. pat diye elimde kaldi bir tanesi, parcalanarak – hatta distan ice dogru soyularak dustu boyle. babami ariyorum, anneme mi sorsam, onlar bilir, allahim ne yapacagim seklinde; bitmeyen bir dehset ve korku icindeyim. karanlikti, bir yerlerden iniyor cikiyorum. ariyor bulamiyorum. derken aradaki bosluktan faydalanarak – ust dislerimin on taraftaki buyuk bir kismi ucer beser ama birbirine bagli haldeyken hala, avucuma dustu. o kadar urperdim ki herhalde, kendi kendimi uyandirdim. resmen yataktan firladim. rezaletti.