erg

‘uyudum’

(uzaylilar canimizi az yakti)

24 Temmuz 2011

araba mi bozuldu, tam anlamadim. dedemin yaptigi patenlerle gidiyorum. iki grubuz aslinda, ama ben yavasim; yalniz kalip, sonra da yolda kayboldum. show tv vardi solda, oradan iki sokak daha gitseydim varirdim halbuki. neyse, saga saptim. orada saga sola bakinirken, bir tanidik gordum. minik pazar gibi bir yerde beraberce durduk, patenli patenli. bir arabaya dayandim, kaldirimin uzerindeyim. klasik ve sahane guzel bir araba. yalniz bir sure sonra, e gidelim hadi kalkisim sirasinda, patenlerim yuzunden popomla arabayi ittim. geriye dogru gidip, trafigi kesip, baska araclara carpti; kasla goz arasinda. ben ve kaldirim tasi patenlerim kactik hemen. geriye dogru yoneldim simdi, nasilsa asil gitmem gereken yolu bulamayacagim kesin. hem digerleri almislardir benzini simdiye kadar nasil olsa. arabada bulusur, sonra benzinimizi koyar, gideriz. yol kenarindan kenarindan ilerliyorum. sagimda deniz var, solumda cadde ve binalar. bir kalabalik gorunce, durdum, susamisim da cok. sohbet ettigim cocuk, suradan bin bir dolmusa git rahat rahat dedi. ama binmedim. sonra onlar siraya giriverdiler birden hizli hizli. meger konsolosluk onundeymisim. hadi hoscakalin yaptim, ucusan bayraklara bakarak gondere cekilmis, yoluma devam ediyorum. derken, alt gecit gibi bir yere giriyorum. anne, teyzem ve melis gelmisler buraya bir sekilde. onlar da beni ariyorlarmis meger. a. ufolar. e ne kadar da yakinlar. ne oluyor yahu, dur. alt gecit, kostebek yuvasi gibi bu arada; ve nasil da kalabalik. herkes herkese degerek yuruyor. amanallahim amanallahim. yesile bulanmis bir adam degdi bana, aura gibi boyle, ama parlak yesil. ne oluyor simdi. tam anlamadim. aci cekiyoruz, kisa sureli elektrige tutulmus gibi sanki. kimse kimseye dokunmamaliymis meger, ve kacmaliyiz. ama olmuyor, olmuyor. ay olmuyor, sinir icindeyim. sagim solum yaniyor yaniyor boyle. bir sure gectikten sonra, duzelenler belirmeye basliyor etrafimizda. onlar tek renk kaleidoskop ya da gumus hediye pakedi parlamasi gibi ceketleri olanlar. onlara degmeliyiz. degdigimizde, genis bir yumusama ve rahatlik var bizi bekleyen. sanirim bize test yapiyorlar, sonra da duzeltiveriyorlar. uzaylilar canimizi az yakti. ama kalabalik azalmiyor. dolanip dolanip duruyoruz dehlizlerde, tunellerde. mahser gunu mudur nedir, anlamadim. derken bir cikisi farkediyor, ve her nasilsa dordumuz yeniden bir araya geliyoruz hemen. icimizde yesil kalmis olan yok neyse ki. benim patenlerimse, hala ayaklarimda. cikisa dogru ilerliyoruz, ama her yer bombos ve yerlerde yapraklar ucusuyor. bir bosluk hissi, sonbahar, huzun ve korku var. arabaya uzak degiliz, araba kirmizi. ulastik, binmeliyiz simdi ve gitmeliyiz artik. tamam. kafami yukari kaldirdigimda uc tane ucan daire vardi. altlarinda seffaf yuvarlak pencereler, pencerelerde de golgeler. sonra hoscakalin deyip, gorunmez oldum. yok oldum. sasirdilar cok, ve artik gorusemeyecegiz sanirim. gitmedim gerci hemen, oradayim. babama hoscakal diyemedim, size benim icin iletin diye dusunuyor; ve galiba telepatiyle onlarin beyinlerine bu dusunceyi sokuyorum. sonra havaya dogru yukseldim yavas yavas. bitti.

gokkusagi

20 Temmuz 2011

ihtisamli ama hos, ve zengin oldugu belli olan bir kadin; ben ve sevgilimin onune gecip, bize yolu gosteriyor. kollari dirsekten kirik sekilde basinin uzerinde birlesiyor. ellerinde uclarini tuttugu gokkusaginin cift tarafinda beyaz bulutlar var. tek boyutlu, sanki o sekilde kesilmis rengarenk bir kagit gibi gozuken gokkusagi, kadin onumuzde yururken sekilden sekle giriyor. bize geriye dogru donup bir seyler anlattigi her an, gokkusaginin o sahane uc boyutlu hali, sahne sahne aklimda kalmis. donusler, bulutlar, renkler. gokyuzunden indirip kendine aksesuar yapmis kadin resmen. muhtesemdi.

saatlerce suren (parcali ama butun dus)

19 Temmuz 2011

zeyneple gittigimiz bir bardan cikmak icin toparlaniyorum. o kadar gec kalmisiz ki buradan cikmakta, cok sinirliyim zeynepe. daha once kararlastirdigimiz ikinci yere yetisememisiz onun yuzunden. ya unutmustur ya sallamistir ya da birilerine takilmistir kesin. herkes gitmis zaten, bar sahiplerini taniyoruz ve insanlar gece burada kalacaklar. teyzemler de vardi, bildigin teyzem melis seklinde; birkac aile ferdi daha ve birkac arkadas. ben nedense aksam gelirken kedilerimi de getirmisim. simdi gitmem lazim ama madem siz buradasiniz bari sizinle kalsinlar diyorum. sabah ugrar alirim. sonra ben gidiyorum demek icin odalari dolasirken, sacmasapan bir yerde oldugumuzu farkediyorum. bir tarafin cami cercevesi yok, bazi yerler les gibi pis, camdan iceri agac dallari girmis, sineklik zaten yok, bar tarafi sacmasapan daginik sekilde. yok yahu gece kimse dikkat etmez, kacar simdi benim kediler dedim, onlari da almaliyim yanima seklinde karar verdim. zeynepin sevdigi guzel torbalardan birini aldim icine kizlarimi koymak icin. bir sey diyemedi bana, normalde vermezdi. ama kizginim ya, o da suskun. bir tarafa kizimi bir tarafa meyveyi koydum, torbanin agzini kapadim, ben eve varana kadar kalsinlar icerde, bir sey olmaz. cikip merdivenlerden iniyorum. aslinda disarida halen hayat var, bir haftasonu gecesi olmasi mumkun. izmirdeyim, ara sokaklardan icen insanlarin arasindan geciyorum. o gidecegimiz ikinci yere ugramayi dusundum once, ama hem esyalarim var hem kediler; vazgectim. eve gitmek icin nereden donecektim ben. dur. sonra birden viyanadayim. 14e gitmem gerekli evime varmak icin, ancak metro girisi neredeydi ki. bir meydanda duruverdim, yonumu dusunuyorum. her seyi, her yeri, her yolu unutmusum. aptal bir ifadeyle, omzumda cantalar, dort bir yandan gelen isiklara, acik yerlere, insanlara, gecen araclara bakiyorum. sonra metro girisini bulup asagi indim. bilet satan birkac yerin icinden, bekleme salonlarindan, koridorlardan, yiyecek icecek makinalarinin onunden gectim. yesil hatta mi binmem gerekli turuncu mu diye dusunuyorum. kafam karmakarisik. sonra gitmem gereken yerin ismini farkedip, o tarafa dogru kosturuyorum. hangi yone peki. insanlar ilerlemeye basladilar, peslerine takildim ben de. sonra yanlis yone gitmekte olan metroya binmeye calistigimi farkettim. obur tarafa gecmeliyim ama arada bariyerler var. calisma varmis burada ve varamiyorum ters yone. sonunda adamlari, toprak yiginlarini ve merdivenleri asarak, dogru yone ulastigimda; elbette ki son metroyu kacirmis oldugumu anliyorum. hayir simdi ne yapacagim ben burada. sabaha birkac saat var galiba henuz. yukari cikip, yeniden insanlarin arasina karistim. hala metro istasyonundayim ama, dar arnavut kaldirimli bir sokaktan ilerliyorum. o arada gunes yuzunu gostermeye basladi. minik bir kapidan iceri girdim sagdaki, asagi indim ve dogru yere ciktim. metroya binip, gittim. uyandigimda, evin sedirindeyim. sirtim cama donuk, iceri annemler girdiler. eski bir yapinin, ust katlarindaki bir dairedeyiz. duvarlari cok sevdim. bir muddet burada kaliyormusuz galiba, tam da emin degilim. sanirim ben kendime kesin kalacak bir yer ayarlayana kadar, onlar da buradalar. gun icinde yapacagimiz seylerden, gezecegimiz yerlerden soz ediyoruz. sonra arabaya bindik, teyzemler de gelmislerdi. bulusmusuz demek. bir feribot iskelesindeyiz. nasil, bilmiyorum. binmeye calistigimiz feribot konusunda babami uyardim. ben dun gece eve gelmeye calisirken buradan gitmek istedim, ki burada sanirim ters yone giden metro hattindan bahsediyorum; ancak o degilmis baba, aksi yondekine binmeliyiz. bu arada, iki feribot yanyana duruyorlar, ayni yerden ayni anda kalkacaklar, ancak – galiba – baska yerlere gidecekler. araba sikisikti, hava cok acik ama serindi, icimde ferahlik ve hos bir his vardi, iyiydim.

bir kiz, bir erkek

18 Temmuz 2011

otobusle gittigimiz bir yolculugun sonunda, oteldeyiz. iki cocugumuz var, ama sanirim bizim degiller, yine de bizimleler. etraf otobus arkadaslarimizla dolu, boluya minik tek gunluk bir gezi varmis, ondan bahsediyorlar. gidip kayacaklar dolasacaklar ve sonra yemek yiyip doneceklermis. biri erkek biri kiz kucuk cocuklarimiza soruyoruz, teki gitmek isterken teki istemiyor. gitmeyelim o zaman diyoruz. kiz kivircikti ama galiba sarisindi, guzeldi. erkeginse oldukca sevimli oldugunu hatirliyorum. yuzleri aklimda degil. kucaklanacak kadar kucuklerdi ama. belki dort, en fazla bes. kisti, soguktu, kiyafetlerimiz cok kalin degil ama kat katti ve guzellerdi. oteli sevmistim bir de.

cumartesi geceleri, cok ruya demek

16 Temmuz 2011

bir: iki top karpuzlu, bir top pepsili dondurma istiyorum. yuz saattir sirada beklemisim, sira salonu dolasip merdivenlerden alt salona kadar iniyor. yanimda babamin siparislerini sahane sekilde veriyorlar, ama gel gor ki adam benimkini yanlis anlamis. toplam uc top siparisimi, iki ayri kulaha bir bir yarim yarim olarak dagitmis, oyle verdi. keyfim kacinca cok sirret olabiliyorum. arkamdan konustu bir de. ciktim siradan firlatip attim kulahlari, duvardaki minik tablolara carpip surunerek yere dustuler. nasil sinirliyim. agzimda azicik karpuz tadi var sadece. disari cikip annemlerle melisi buluyorum. yuruyoruz, ben sinirli, onlar dondurma yiyorlar. onden yuruyor ve sevgilime mesaj atiyorum boyle boyle oldu diye. bir sure sonra bizimkiler anlamislar ki yanlis yoldayiz. okul kampusu gibi bir yerin icindeyiz zaten. bunlar anlayip, bana soylememisler. bir baktim melis kalmis bir kilometre arkamda, bana gel gel yapiyor. ulan onceden neden seslenmediniz. deli.

iki: sevgilimin eski bir sevgilisi erkekmis. ben de, nerdense artik, ogrenmisim. sasirmistim dogrusu.

uc: katlarda orman ici tahta kabin evler var. ogrenci yurduymus burasi, orman katli apartman; evet. ozgure ulasmaya calisiyorum; ozgur uzuner. o arada yasinayin kabinine ugruyorum. merdivenlerden cikarken agaclar vardi. yaz kampi gibi kalabalik bir ortamdi. kabinlerin bazilari da o kadar kucuktu ki. tek kisilik. bir masa bir bilgisayar ve yarim yatak seklinde.

dort: guzellik salonuna, kavitasyon randevusuna gitmisim. a. estetisyen, gokce. ne isin var senin burada yahu. sasirdim. bir muddet sohbet ediyoruz, nerelerdesin bin yildir gorusemedik vesaire. sonra seansi da uygulamadik galiba. ciktik.

ucagi kacirmamisim

15 Temmuz 2011

kosuyorum. surekli kosuyorum. hava yagmurlu, eve vardim sonunda. ufak bir cantaya aceleyle ne koydugumu bilmeden bir seyler doldurdum. sevgilim yanimdaydi. duzgun vedalasamadik bile, ciktim hemen. yetisemiyorum allahim. hem nasil da yorgunum. sonunda havaalanina vardim, onbes dakika kadar gec bile kaldim. ucak kalkmadiysa mucize olur inan. alan biraz garipti. kapidan sonra bir koridor ve sonra direkt ucaklarin onundesin. sira siralar. yuruyorsun hangisi seninkiyse. hava karanlik. sirilsiklam ve cok yorgunum. nerede nerede ki hangisi benim ucak. sag tarafta basket sahasinda mac yapan cocuklar vardi. o civardaki gorevli bir adam yardimci oluyor bana, eliyle uzakta bir tanesini gostererek iste aradiginiz su diyor. e. bu degil kalkmak, resmen terkedilmis gibi. ne etrafinda kimse, ne icinde bir isik. adam bana donup, pazartesi gunu yalniz sizin ucusunuz demez mi. yarim saat kadar gec ama aslinda iki gun erken gelmisim. ruh hastasiyim. o arada yanimdan barbaros amca gecti. kocaman sarildik. opustuk. ayrildik. barbaros amca oldugundan biraz daha kisa boylu ve eskisi gibi kiloluydu. ama cok guzel kokuyordu.

evi tutamadim sonucta

14 Temmuz 2011

tasinmayi dusundugum ev, ana caddenin birkac sokak arkasinda. etraf pek tekin degil ama ev sahane. mustakil bir kere. iki bucuk katli, disi sari boyali, arkasinda agaclar var kocaman. emlakci gezdiriyor evi, ayrica cok yakinda oturuyormus kendisi de, bir yandan da mahalleyi ovuyor bana. pek gozuktugu gibi degildir filan dedi. sokagin tam kosesinde ev, karsisinda bakkal cakkal var. uc odasi vardi. mutfak alt katta, merdiven de dolanarak cikiyor yukariya dogru. yerleri guzel, tam benim sevdigim gibi. odalarin buyuklukleri tamam da, acayiplerdi seklen. sarmal olusturuyordu bir tanesi, birininse hic sert koseli duvari yoktu, hep yuvarlak. eski kiracidan kalma kirik dokuk birkac esya var, ama alacaklarmis onlari. bir de temizlik ve boya lazim tabii, diye dusunuyorum. sonraki gunlerden birinde babam ve aydin gelmislerdi evi gezmeye. bizimle beraber bir cift de geziyordu, onlarin tutmasindan endiseliyim aslinda. sonra mahalleyi de gezelim dedik soyle iyice bir, hava kararirken ciktik disari. gercekten cok kotu yerlermis buralar lan dedik bir agizdan, ev muhtesem de olsa yok yani oturulmaz burada. sokaklardan gecip, eski kirik dokuk kapilara bakiyoruz. tas yollar, dokulmus evler, yarim insaatlar. yanlis bir yerden gecip, cikisi olmayan bir hamama girdik. kapisindan gorup iceriyi, bir de pisti ki her yer; hemen aksi yone gidiyoruz topluca. sonra hava karardi iyice, o arada da bildigimiz yerlere cikabildik sonunda. insan bildigi yerleri gorunce, cok rahatliyor canim. ruyada bile.

(taslak kalmislar)

13 Temmuz 2011

03.05. sali aksami. ebru. vatansever. ev. merhaba biz icerdeyiz, o halde sen tuvalette rahat et. topluca bir seyler yapiyoruz.  kolyeler. nedir, ortak olucaz peki. once salona tasindim ben isler icin. kimse salonu kullanmiyordu zaten. ilginc. sonra ic odaya gittim. isleri gosteriyorum herkese. uc ayri konsept. ben en cok tetrisi sevdim ama. sevmisim.

02.05. pazartesi aksami. toplantidan cikiyoruz. yarim acik okul koridoru. hahaha hihihi. merhaba almanca hocam, ozgun vesaire. sonra gizem yanima geciyor, ben asagi bakarken, merve fotografini cekecek. ne oluyor ki ayni karede mi cikacagiz simdi. asagi baktim. ucuncu ya da dorduncu kattayiz belki. tiyatro gibi. aksam, los, asagida isiklar. ceylani gordum bir asagi katta. ceylan kin. sirtini donup egiliyor. gitti, sonra geri geldi. derken birakti kendini. a. dustu. a. sonra kargasa. bir tek ben gordum resmen. duserken. sonraki ruyamdaysa erotik mc donalds vardi. sokak sokak gezdik, sonra vardik. hooters gibiydi biraz da. ama tamamen karanlikti, ve etrafta onlarca dev ekran vardi. sahibi arkadasimizmis. ilgincti.

cok kizginim

12 Temmuz 2011

ecelerin yeri, dondurmaciymis. karsidan geliyorum, trafikten bogulmusum ve hala yetismem gereken bir yerler/birileri var. dondurmacidaki servis cok kotuydu. ustune tirnagim kirildi. cikmaya karar verdim simdi. anahtarimi getirdiler. dondurmaci, ama vale servisi var; peki. neyse cikiyorum, yine ve yeniden sinirleniyorum. adamlara bagirdim. bu araba benim degil yahu, benimle dalga mi geciyorsunuz. yagmur da var, bekledim, bekledim. ne ilgisizsiniz aaay. yeniden bagirdim cagirdim, eceyi de bulup bagirdim cagirdim sonra tezgah ardinda; ciktim disari. eve mi gitmeliyim ki, nereye yetisecektim. sevgilime mi gitmeliyim. beni bekleyen kim. emin degilim hicbir seyden ve cok kizginim.

geri getirin arabami, pis hirsizlar

11 Temmuz 2011

cinarcik sahilindeyim, ama bostanlidaymisim. iki araba arasindaki minik bosluga girip, karsiya gectim. finansbanka gidiyorum. bes on dakika surdu surmedi isim. ulan dondum, araba biraktigim yerde yok. a bos. a nasil yok yahu nasil yok. yuruyorum, salak olmusum. sevgilimi aramaya calistim, numarayi yanlis cevirip duruyorum. etrafa baktim. birilerine sordum, bilemediler. polisi aramayi akil ettim sonra, az zaman da gecti aradan belki hemen gelirlerse bulurlar. ya da plakayi veririm. 112yi cevirdim, evet 112, ama polismis iste. karsimdaki adam gerizekali cikti gel gor ki. beni duyamiyor ve surekli salak salak seyler soyluyor, aciklama yapmama ragmen ayni seyleri sorup sorup duruyor. anlatamadim derdimi. sonra durdu durdu, mikrofon bozuk ve kulakliktan da duyamiyorum zaten dedi. sonucsuz, kapattik. derken on tarafi tamamen seffaf brandayla kapli bir dukkanin onunde durdum, iceri girdim. araba parcasi satiyorlar. etrafta lastikler, jantlar ve paspaslar vardi. onlara soruyorum. bana cay ismarladilar, ama inanilmaz ilgisizler. resmen bunlarin tanidiklari caldi arabami lan, kesin. ben burda oturup dururken parcaliycaklar arabamiii. aaay.